AnasayfaEğitim › ARİFSİZ MAARİF

ARİFSİZ MAARİF

 

Yine bir yarış, varış ve yerleştirme, koşuşturma meşguliyeti ile genç evlatlarımız hayata tutunma stresi yaşıyorlar. Ailelerimiz de istikbal dedikleri evlatların iyi bir eğitimle, gelecekte sosyal statülerinin yükselmesi, aile sıfatlarının yücelmesi için çırpınıp stres çekiyorlar.

Her yıl bir buçuk milyon ailemize reva görülen muamele hak mıdır!

Avrupa ve dünya devletleri okutacak genç nüfus bulamazken, biz okumak isteyenlerin önüne set çeker, engeller koruz?…

Dünyada gençliğini okutmak için engel çıkaran iki devlet kalmışız. Biri biz, biri de İran.

İlkokuldan beri çocuklarımız devletin elinde, okullarında. Bunların kabiliyetleri belli değil midir, çocuklarımız için kulak küpesi nasihatler unutuldu mu “7’sinde ne ise, 70’inde de odur.” Niçin çocuklarımızın melekelerini kabiliyetlerine göre geliştirmeyiz?

Her yıl milyonlarca dolarımız yurtdışına eğitime gidiyor. Üstüne üstlük başarılı olanları da ayırıp, ayartıyor; kendilerine saklıyorlar. Parayı veriyoruz, düdüğü de çalamıyoruz.

İçeride akademik kıskançlık had safhada, gelenler vatanıma hizmet etmeliyim aşkıyla yananlar heyecanları törpülenene kadar örselenmekte, itilip kakılmakta.

Belki Rahmetli Gazi Mustafa Kemal’in yaptığını yapmak lazım: Gizlerler ama bir kaos ve kıskançlık yuvası olan o zaman ülkenin tek üniversitesini, İstanbul Üniversitesini kapatmış Hitler’in zulmünden kaçan ve Albert Einstein’ın referans mektubuyla Atatürk’e takdim edilen bilim adamlarınca, tekraren yapılandırtmıştır.

Statüko her daim galiptir. Bir üniversite çatısı altında iki tıp fakültesi dünyada görülmüş bir örneği yok. Nedenini sorun bilen yok. İkisi arasında çekememezlik tavan yapmış. Devlet her ikisine de alet alır, edevat alır, kadro verir, bina yapar, araç verir, şoför verir, müstahdem verir… Verir ha verir…

Bu bir garabet değil midir; yoksa karabet mi diyelim? Cumhuriyeti yüzüncü yılına taşıyacak kadrolar hatta bir yüz yıl daha ilerisini planlayacak mühendisler, bilim adamları niçin yetiştiremiyoruz.

Bu ülkenin tüm nemalarından istifade eden ve tamamen bizim hüsnü niyetimizden kaynaklanan azınlık saymadığımız azınlıklarımız; sömürgeci güçlerin emperyalist oyunlarının dahildeki işbirlikçi kuklaları yedikleri önünde, yemedikleri artlarındayken parlamentoda bilmezler mi ki sayıları temsil ediyoruz dedikleri, etnisiteden misli misli fazladır.

Hala demokratik haklar diyenler,

Demokrasi içerisinde demokratik milliyetçilik yapmaktadırlar.

Oysa Türk Milletine tanıtılmamış Rus Politbürosunun kare ası Sultan Galiyev, İmperior Milliyetçiliği bizim, bizlerin yapması gerekliliğini haykırıyor.

Kendisini solcu, aydın, cumhuriyetçi veya bilmemneci olarak tarif eden arkadaşlarımız.

Kafalarımıza daha ilkokulda takılan at siperi dediğimiz gözlüklerden kurtulamadığımız sürece olayları ve hadiseleri ve de çevreyi etrafı imperior milliyetçilikle okuyup, dizayn edemediğimiz bu asırda işimizin çok ama çok zor olduğunu, üzerimizde oynanan oyunlara karşı kullandığımız cetvel ve argümanların yetersiz kalacağını lütfen kabul edelim; isterseniz etmeyelim, tartışalım.

Obskürantizm heyulasından kurtulalım…

 

           

 

 İÇTİMA

            Bugün pazartesi, Silivri karnaval bölüğü 102 mevcudu ile sabah içtiması yapacak ve balyoz oratoryosu başlayacak. Yeni bir nota yok, yeni bir hikâye yok. Öyleyse bu naylon gündem niye?

            Gün gelecek tarih bu hakimlerin de kimler tarafından, nasıl kullanıldığını yazacak. Tıpkı tutuklattıklarını kullananlar gibi…

            Kürsüde ağlamaklar, Hamasi söylemler tüm bu demagojiler niye?

           

            Silivri’de iki kişi kahrından öldü Sayın Başbakan dört tutuklu ebeveynlerinin cenazesine gidemedi Sayın Erdoğan. Kötü replik koydular önüne danışmanların. Sonuca giden yolda mazlum yaratmamalıydın.

            Küfür kıyamete kadardır, ama zulüm asla…

 

            Yoruldunuz Sayın Başbakan işiniz kolay değil, çok kullanıldınız ve yoruldunuz makamın kaderi bu Özal’da yorgun öldü rahmetli.

            Merkez etrafını yoramıyorsa, etraf her zaman merkezi yorar.

            Kural bu oyunu etrafa dağıtma zamanıdır.

            Etraf dağınık olmalı, merkez toparlanmalı.

 

            Bugünlere nerelerden geldik?

 

            1960’larda Osmanlıdan gelen milli Türk Talebe Birliğimiz vardı. Rahmetli Demokrat Partili bakan Tevfik İleri’den itibaren Pantürksel Turani bir çizgiydi politikası.

            Yüksel Çengel Başkan’la gençliğimizi milliyetçiler ve solcular diye birinci kesitte ayırdılar, böldüler.

            Solculara TMTF “Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nu” kurdurttular. Fakat onlarda millici idi, milliyetçiydi. Farkındalık yaratılmalıydı. Atatürk milliyetçiliği, ulusalcılık gibi kadük ve güdük kavramlar üretildi. O cenah bu kavram karmaşasıyla paramparça edildi. Aynı yıllarda ODTÜ kurdurulmuştu. Türkiye’de kontrollü bir sol hareket temin etmek için; ancak Anadolu analarının sütü bu satılmışlığa izin vermedi hiçbir zaman.

            Diğer taraf ya da bizim mahalle Rasim Cinisli’nin başkanlığı dahil gelenekçi, çizgiyi devam ettirdi. MTTB’den ayrılan karşı hareket için hep bizim çocuklar tabiri kullanıldı. Hatta elinde bıçak olan karşı görüşe karşı, “elindeki bıçak sahibine zarar vermemesi için alınmalıdır tezi işlendi”. İsmail Kahramanlı dönemle MTTB içinde de ülkücü, akıncı ayrılığı başlatılmıştı ve soldaki devgenç, devyol, devsol bölünmeleriyle yeşil kuşak teoremi tamamlanmış, Türk gençliği iç enerjisini birbiriyle kavga ettirilerek boşalttırılmış, nötrlendirilmiş oluyordu.

            Pantürkizm bitmişti. Turan artık gerçekleşmeyecek bir hayaldi.

            Çünkü bunları yapacak, yaşatacak gençlik paramparça edilmişti.

            1980 sonrası proje şen-genç devreye alındı: Marka tutkunu, müzik ve tabiat gezgini sormayan, sorgulamayan bir Fiesta gençliği dizayn edildi.

            Şimdi gençliğin lideri yok. Bugünü yönetecek eski gençlik liderleri ya toprağın altında, ya dünyanın uzak bir köşesinde sürgünde, ya da dolarize edilmiş maaşlarıyla bir köşede inzivada.

            Yarın için, YETER diyecek genç evlatlarımızı bulup yetiştirmeliyiz.

            Ben, banka soydurularak suçlu duruma düşürülüp katledilen o milli solcu arkadaşlarıma da rahmet okuyorum bugün.

            Dün Go Home diyenler bugün Wellcome’cı oldu.

            İşte biz yeşil kuşakta bir kez kullanılanlar, ikinci kez kullanılmadık. İtiraz ettik, maçı tribünden izliyoruz.

 

            İkinci kez kullanılmayız diyenler sahada, kullanılıp kullanılmadıklarına vicdanları karar verecek.

            Tabi kalplerinde hala ak bir köşe kalmışsa…

 

 

 

            (Dr. Sadık Ahmet’i rahmetle anıyoruz. O bir Balkan Mücahidi idi. Makamı yüksek ola…)

 

[email protected]

26.07.2010

Facebook Twitter Email
Yazar : Yalçın Koçak

Yorum Yazarken;

Doğruluğu şüphe uyandıran bilgilere ait yorumlar insiyatif kapsamında yayınlanmayacaktır.

Yorum yazın

Yorum yazarken şu HTML kodlarını kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bir Dünya Gücü Türkiye Rüyası