AnasayfaSiyaset › BATI TARZ-I SİYASET…

BATI TARZ-I SİYASET…

Eski büyük devletimizin çöküş yıllarında çareler aranmış, reçeteler geliştirilmiş…

Üç Tarz-ı Siyasette bunlardan birisi; Türkçülük mü yapalım, İslâmcılık mı yoksa Osmancılık mı?

Bunların üçü de batıda hayat bulan Durkheim’in etnisiteye dayalı milliyetçilik, Katolik Roma’nın İslâm’ı evcilleştirmesine yönelik ve halâ “ılımlı İslamcılık” olarak da devam eden din tüccarlığı ve içinin doldurulması başarılamamış Osmancılık!…

Tabii sonuç, parçalanan ve lime, lime edilen tarihin en uzun yaşayan Devlet-i Aliye’si.

Dikkat buyurun: Bu topraklar üzerinde kurulan peyke devletçiklere bakın hiç birinde yine bizdeki huzur, sükun ve güven yok. Hepsinde ateş var, kan var, gözyaşı var. Zamanında akıtılmayan terin, verilmeyen emeğin, gösterilmeyen samimiyetin, hattâ bazı yerlerde ihanetin bedelinin geç tarihte ödenmesi var…

Bu faturaların tek alacaklısı biz olduğumuzu da, bizler unutmuşuz, unutturulmuş bir şarkının nağmeleri gibi, mırıldananlar da azalıyor.

Narkozsuz ameliyatlarla ana bedenden ayrılan parçalar da canlanmalar yaşanıyor.

Libyalı Kaddafi, Iraklı Saddam, Mısırlı Mübarek, Yemenli Salih, Cezayirli Buteflika, Tunuslu Zeynel Abidin demir yumruklardı. Kadife devrimciklerle gittiler.

Huzur geldi mi? Yok. Hayır..

Suriye, dibimizde kan ağlıyor, Mısır da katliam var, kan akıyor.

Benim ağlatmam gereken, adamımı ağlatıyor.

Katar Emiri çaktırmadan koltuğu kaptırmadan oğluna devrediyor?.

Öbür eski coğrafyaya, hani petrolün su kuyusundan fışkırdığı eski tarlalarımıza bir bakalım: Yedi aile ile yönetilen 7 kız kardeşin petrol kuyularında diktatörlükleri devam ediyor. Kimse oralarda demokrasi, insan hakları, Arap baharı demiyor ve dedirtmiyor da…

Çünkü dünya petrol rezervinin 5/3’ünü bu 7 aile sömürüyor.

Sandık kurulan ülkelerde Demir yumruk rejimleri teker, teker hallediliyor.

Ta ki peykenin efendisi, kendi adamları köleleri olana kadar da böyle devam edecek. Vaziyet ve gidişat öyle gösteriyor.

Kosovalı Akif ne diyor:

“Siyasetin kanı servet, Hayatı Satvettir.

Zebun-küş Avrupa bir hak tanır ki, kuvvettir,

Onun içindir ki bize biçilen rol Hasta Adamlık rolüdür.”

Kuvvetlenmememiz, dirilmememiz ve ayağa kalkmamamız istenmektedir.

Yüz üstü çok sürünmedik mi? “ ya 50 sene bekleyeceğiz, ya da 70 milyon olana kadar sabır edeceğiz” diyenleri, utandırmıyor muyuz?

Hasta haliyle Hatay’ı alan, ABD’li General Mc. Arthur’a, “Allah bana ömür ve sağlık verirse Musul’u da, Kıbrıs’ı ve on iki adaları ve doğduğum yer Batı Trakya’yı da alacağım, Türkiye hudutlarına katacağım” diyen insanın muazzez ruhunu incitmiyor muyuz?

31 Ağustos 2013 Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’nin 100. Kuruluş yıldönümü.

Bizlere okutulmayan bilmememiz gereken karartılmış tarihin sayfalarından çok sonra öğreniyoruz. Çok enteresan, 29 Ekim 1913’de sonlandırılmış. Peki ya 10 yıl sonra kurulan Türkiye Devletinin kuruluşunun ilanı yine bir 29 EKİM!..

Sizce Tesadüf mü? Yoksa bir kripto mu?.

Zevke dalmak şöyle dursun, vaktimiz yok mateme,

Davranın zira gülünç olduk âleme, (Akif)

ÇEK ELİNİ CEBİMDEN, ÇEKEYİM ELİNİ CEBİNDEN………. ,

Anlayana…

Facebook Twitter Email
Yazar : Yalçın Koçak

Yorum Yazarken;

Doğruluğu şüphe uyandıran bilgilere ait yorumlar insiyatif kapsamında yayınlanmayacaktır.

Yorum yazın

Yorum yazarken şu HTML kodlarını kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bir Dünya Gücü Türkiye Rüyası