Anasayfa › Kategori › Koçaklama
a0ba039d5817

GARBİYAT ENSTİTÜSÜ GEREKÇEMİZ…

Aytunç  Altındal arkadaşımızı Allaha Ismarladığımız 3,5 ay oldu bile. Zaman ne kadar çabuk geçen izafi bir kavram, Şubattan sonra ki gündem karışıklıklarını görüp de hayırlı ikazlarından sonra onu anmamak mümkün mü?

O Batıyı okuyordu, ben ise onu okuyordum.

Çok rahat ve de çok eminmişiz kendimizden de rahmetliden de. Nasıl olsa bir konu hakkında bilgi ve fikir sahibi olmak istersek, O’nu arar derdimizi söyler sorumuzu ve sorunumuzu çözerdik. O vardı nasıl olsa. İllaki bir çözüm bulunurdu. O elde var olan, Birdi.

Kaybedilen değerlerimizin kıymet ve kadri el altında olmayınca daha da iyi anlaşılıyor.

hilali-ahmer

CİHADİYE…

Geçen gün zihinlerimizi ve gündemimizi Cihadist diye saçma sapan bir kavramla karıştırmaya çalıştılar,  CİAdistler.

Gelin bir 100 yıl evvele piketaj yapalım ( Kırıklıkların tespiti ile doğrudan ne kadar uzaklaştığımızın anlaşılması). Abdülhamit hal edilmiş, taht’ta Sultan Reşad bulunmakta. 11 Kasım 1914 de Halife Sultan Reşad son cihadı ekberi ilan etmiş.

Dünyanın karışıklık yıllarıdır, imparatorlukların hırpalanma, İzm’lerin hazırlanma yıllarıdır 1910’lu yıllar ve bizim acı reçetemizin, laboratuar kobaylığımızın hazırlık yıllarıdır. Müttefiklerimiz İngilizin yalnız bıraktığı, Şahı açığa çıkarma oyununun oynandığı yıllardır.

947806-gunese-yurumek-el-ele

GARBİYAT (BATIYI OKUMAK)

Dünya var olalı beri güneş hep Doğu’dan doğar, Gölgeler Batıya doğru uzar. sabah erken kalkan Er kişiye yönünü gösterir. Daha dünyalı dünyasının yuvarlak olduğunu bilmiyordu ama güneş doğmadan kalkan Asyalı atlarını güneşin battığı yere doğru koşturuyordu, öğlene kadar gölgelerini geçmeye çalışan Aygırlar, Kısraklar (Tatar atları) öğleden sonra gölgelerinle yarış edercesine Kızıl Elmaya, güneşin battığı yere, o mukaddes menzile  kadar bıkmadan usanmadan sırtlandıkları binicilerini taşırlardı. Atları bile şartlanmışçasına güneşin battığı yerde sulanacaklarını, soluklanacaklarını bilircesine koşardı.

cihad2

Cihadist mi ? Ciadist mi ?

Nato’nun İstanbul toplantısında, işlevsiz kalan örgüte (Komünizm,

fundamentalizm, nasyonalizm ) triosundan sonra; terörizm ile mücadeleyi

koyarak Nato’ya yeni bir konsept yüklediler.

Uluslar arası örgütler vasıtasıyla devletler ve onları yöneten hükümetler zaten

kontrol altında, ama birilerinin savaşa ihtiyacı var çünkü ekonomileri savaşsız

büyümüyor. Suyumu bulandırdın bahanesini nasıl çıkaracağız, terörist guruplar

(kontrollü) oluşturulacak ve onların üzerinden hesabı olunan bölgenin icabına

bakılacak.

Boğaziçi_Üniversitesi_Güney_kapısı

Ekümenik rektör

Ülkemizin mi yoksa müttefiklerinin mi medarı iftiharı olduğu belli olmayan Robert Koleji’nin temelleri üzerine kurulan Boğaziçi Üniversitesi geçtiğimiz hafta önemli bir etkinlik yaptı. Fener Kilisesi baş piskoposuna fahri doktora verdi, kutluyoruz. Çok yerinde büyük bir iş yaptı, Davetlileri de, Misafirleri de, Kıymetlileriydi.
Baba Koç’da oradaydı, ABD ve İsrail Başkonsolosları da,

Boğaziçi Üniversitesinin üzerine kurulduğu Robert Koleji için Kurucusu Papaz Robert bakın ne diyordu “Robert Koleji olmasaydı, Bulgaristan ve Romanya olmazdı.” Temeliniz bozuk be hocam…
Herhalde şimdide Rektör hanım Batı Trakya Türk Devletini Kuracak ya da kurduracak ki, Fener Papazına ekümenik sıfatıyla davetiye bastırıyor.

bayrak-319

MAKAS

Tren yollarında ayrılık kavşaklarına verilen isimdir. Katar buradan geçerken bayağı gürültü olur.

Ülkemiz de anlaşılıyor ki bir makastan geçiyor. Gezi hadiselerinden beri yazmaya, ifade etmeye çalıştığımız işte bu günlerdi. Türkiye İMF’ye borcunu bitirmiş ve borç verir hale gelmiş, Ülke sınırlarında petrol bulunmamış ama inisiyatifler kullanılarak Irağın kuzey petrolleri bize akmaya başlamış ve akmaya başladığı gün bu hadiseler devreye alınmış. Aslında bu hatta petrol yılbaşında verilecekti, erkene alındı. Anlıyoruz ki eskiden beri devam eden dinlemeler daha devam edecekti, birileri kırmızı butona bastı.!!

aynoroz

Aynoroz Papazı…

İnönü Lozan’da görüşmelerde iken Türkiye’nin Ankara’da bir meclisi, Bir meclis hükümeti ve onların seçtiği bir de Halifesi vardı.

Saltanat ve Hilafet birbirinden ayrılmış Yavuz’dan beri süregelen yapı parçalanmış olmasına rağmen Hilafetten vazgeçilememişti.

Lozan’da İstanbul dışına Aynoroz yarım adasına gidişi kesinleşmiş Fener Patrikliği için Fransız delegesi İsmet paşadan son kez  rica da bulunur. Her türlü siyasi, hukuki statü ve yetkilerinden arındırılmış Fener Baş piskoposluğu haline gelmiş Patrikhane için “Hilafetten bile eski bir müessesedir, bu haliyle İstanbul da kalmalı” sözü etken olmuştur.

fotoğraf

Lozan Cumhuriyeti…

Türkiye Cumhuriyetinin 90. Yıl dönümü kutlanırken, biz eski ve hasta bir dostu ziyaret maksadıyla İsviçre Lozan’daydık, Montrö’deydik. 90 yıl önce de burada bir hasta adamın yaşam savaşı vardı, acıları, ıstırapları, doğmamışlarına biçilen roller vardı.

Oradan gördüklerimizi, acılarımızı ve hissettiklerimizi sizinle yorumsuz paylaşalım istedik.

23 Nisan 1920′de Ankara’da açılan meclis, bugün hala iş başında olan TBMM ise; kurulan devlet Türkiye ise, 29 Ekim 1923′de idari rejim olarak ilan edilen Cumhuriyet/muhtariyet  (yani halkın kendi iradesi ile idaresini tayin ise), Biz bugün olmayan bir şeyimi kutluyoruz? Niye diktatörya diyoruz veya niye rey istemeye gelene icazetin var mı? Diye soruyoruz. Aslında her şeyi gayet iyi biliyoruz. O zaman niye susuyoruz, bilmeze yatıyoruz.

Bir Dünya Gücü Türkiye Rüyası