AnasayfaEğitim › EĞİTİMİN EĞİTİMİ

EĞİTİMİN EĞİTİMİ

Dünya geleceğini kuracağı gençliğini nasıl eğitiyor, onları teslim edeceği kadroları nasıl seçiyor ve nasıl özel bir eğitimden geçiriyor?..

Bir Japon, çocuğunu Hiroşima’ya götürüp 1 gün orada o havayı yaşattırıyor. Ders, konferans, seminerlerle; Atalarının burada, kimler tarafından, ne amaçla yok edildiğinden başlıyor… Kendi milli Japon kültür ve maneviyatını sindire, sindire çocuklarına anlatıyor, açıklıyor, eğitim, öğretiyor; Eğer, 1945 de kendilerine dayatılan “eğitim” sistemiyle gitselerdi, bugün Türkiye gibi olacaklarını örnekleriyle anlatıyor.

Japonlar, Tarihleriyle kavgalı değil, barışık yaşıyorlar.

Budha ve Şinto ile de kavgaları yok…

Hepsi de laiklik, hukuk ve demokratik idare sistemini benimsemişler.

Cumhuriyetin en önemli, hayati eserlerinden biri, eğitim ve öğretim alanında Köy Enstitülerimiz devam edebilmiş olsaydı, bizde belki Japonya’yı fersah, fersah aşmış olurduk.

Senatör W. Fulbright’ın  “Dünya da sizin düşüncelerinizi anlayan kişilere sahip olmak, deniz altı gemilerine sahip olmaktan çok daha büyük bir güvenlik sağlar” sözleriyle başlatılan “Fulbright eğitim bursları” ve “Marshall yardımları plânı” ile devam eden “Barış Gönüllüleri“ projeleri ile kurulan kolej ve Üniversitelerle tamamen faydasız bilgilerle doldurulmuş beyinler haline getirildi insanlarımız ve geleceğimiz olan gençliğimiz….

Ancak, vaktinde uyananlar, bu dayatma eğitim modelinden kurtuldular.

Milli ve Manevi değerlerine bağlı, itibarlı, güçlü ve onurlu, birinci sınıf devletler olarak dünya milletler topluluğunda yerlerini aldılar.(Japonya, Almanya, Güney Kore gibi)

Ama gaflet uykusu ısrarla sürdürülen, Obskürantizm; karanlıkçılık, bilmesinlercilik ile yetiştirilen nesiller devletlerini yönetemiyor, ülkelerini geliştiremiyor, başarılı olamıyor ve insanlarını mutlu edemiyorlar.

Biz daha Çanakkale’mizi yeni, yeni keşfediyoruz. 1915 yılını Ermenilerden öğreniyoruz. İkisi de aynı yıl cepheye alır götürürsen bütün gençliği, Azınlıkları da almazsan askere, birileri de onları silahlandırır, cesaretlendirir azdırır da saldırtırsa, savunmasız köylere işte Ermeni mezalimi. Cephede köyünün basıldığını öğrenen firar ederse cephe güvenliğin bozulacak, Ermeni’yi başka vatan bölgesi Şam’a kadar götürür, taşırsan vay sen tehcir yaptın ver Boğazlıyan Kaymakamının boynunu ben boğazlattırayım da görsünler gününü, sinsinler, pıssınlar sesleri solukları çıkmadan onlarda sıralarını beklesinler mantığını bizler okul sıraların da mı öğrendik?

Tarihçi olmayan Emin Oktavitz’in düzmece tarih kitaplarından mı öğrendik.

Okul bitirip öğretmen olan meslek içi eğitimle canlı tutulmalı bilgiyle mücehhez kılınmalı mahallesinin, köyünün, beldesinin gerçek aydınlığı, kanat önderi olmalı tabi lahana, pırasa, çorap, gömlek de sattırtılma malı.

Hakkı, hukuku öğretmenlerimizden almalı, hukukçulara da fazla iş ve maaş bırakmamalıyız.

Doktorsuz ölürüz, hukuksuz yaşayabiliriz, ama öğretmensiz yok oluruz. Sürdürülebilir kalkınma, eğitimden geçer. Öğretmenliği maişet temin eden bir meslek olmaktan çıkarıp, bir MEŞREB haline getirmeliyiz. İşte Japonya, işte Güney Kore başarmış.

Biz daha ne dururuz.

Facebook Twitter Email
Yazar : Yalçın Koçak

Yorum Yazarken;

Doğruluğu şüphe uyandıran bilgilere ait yorumlar insiyatif kapsamında yayınlanmayacaktır.

Yorum yazın

Yorum yazarken şu HTML kodlarını kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bir Dünya Gücü Türkiye Rüyası