AnasayfaSiyaset › FARELİ KÖYÜN KAVALCISI

FARELİ KÖYÜN KAVALCISI

Jules Verne bir kâhin mi?, bir aziz mi?,
yoksa bir intihalci miydi bilemem!..

Ama adamın

yazdıklarından biri hariç, hepsi asrımızda gerçekleşti…

-Denizler
Altında Yirmi Bin Fersah,

-80
Günde Devr-i Alem,

-Ay’a
Yolculuk v.s., Hepsi artık hayal olmaktan çıktı. Biri hariç:

“Fareli
Köyün Kavalcısı”nda, köyü istila eden farelerin, bir çobanın kavalından çıkan
sihirli ses ile toplanıp, topluca uçurumdan aşağıya atlamaları konu ediliyordu.

Günümüzde
insanlığını kaybetmiş, maneviyat yoksunu olarak formatlanmış (eğitilmiş)
beyinler; işinde gücünde çalışan, verilen işi yapan, önüne konanla yetinen,
üreten, vergi veren, askere giden, eh 5 yılda bir rey verip, sözde demokrasiye
katıldığını zanneden sessiz sözsüz çoğunluğa (yığınlara) bakın neler yapıyor.

Halkın
ekmeğiyle oynuyor. Genetiği değiştirilmiş versiyon zararlı gıdalar, başta
kanserojenler olmak üzere, metabolizmayı mutasyona uğratan ürünler üretiyor. Bunlar
insana zararlı denildiğinde, bu sefer hayvanlara yediriyor. Peki, o hayvanı kim
yiyor?..

Günümüzde
tavuğa benzer piliç, eti andıran GDO ve hormon yüklü kimyasal, süte benzer
beyaz içecek ve yoğurt tadında bir plastik mi yiyoruz ne?!..

Başarılı
olmuş elektrikli araçları toplayıp imha eden sömürücüler çetesi; çaresi
bulunmuş birçok hastalıktan insanların ölmesine gülerken, kâğıt paralarla
aldıkları ilaç formül ve patentlerini istedikleri güne kadar kilitli kasalarda
saklamaktadırlar.

Doymadı
soysuzlar, şimdi beynimizi ele geçirmeye çalışıyorlar…

İsrafil’in
sûru’nun sesini duyasıcalar…

Bir
sesle insanlara, telkin metodu monte edilmiş müzik arasında beyinlerimizi
bombardıman ediyorlar. Bilincimizi, kulağımızın duyamayacağı ve gözlerimizin
fark edemeyeceği ama beynimizin işiteceği teknolojileriyle etkiliyorlar. O, malını
satmaya, fikrimi etkilemeye çalışıyor. Lâkin, beynimizde bıraktığı tahribat ne?,
bilen yok…

Televizyon
seyrederken, gözün göremeyeceği beynin kaydedeceği gizli görüntü darbeleriyle “şartlı
refleksler” uyandırılıyor. Bunu, televizyonculukta “25’inci kare” denilen bir
metotla yapıyorlar. Komşumuz Rusya dahi, (sorarsan insan hayatı değersiz
Rejimden geliyor) bu metodu yasakladığı gibi, yayınlayan TV’ler hakkında da kapatma
yaptırımları uyguladı.

80
yıldır sömürgecilerin “kobay lâboratuarlarında” yetişenlerin bunu anlayıp
algılayabilmelerini beklemek safdillik olur.

AVM’lerde
yayınlanan umumi mekân müziklerinin içine “simule system” olarak montajlanmış “16
decibel altı” gizli telkin yayınlarıyla bizi tüketime yönlendiren, sadece
beyninizle işiteceğiniz ve bilinç altımıza yapılan yayınları, aslında; hukuk ve
ahlâk dışı şuuraltımıza yapılan bombalamanın, taarruz ve iğfalin vehametini, boyutunu
düşünün.

TV
kanallarında yapılan “25 kare” metotlu şartlandırmaları düşünün.

Tüm bunların
yanında baz istasyonlarından dolayı maruz kaldığımız radyasyon (kötü şualar) bile
masum kalmaktadır.

Yedi
düvel ensemizde, “sözde yeni ve sivil” Anayasa gündemimizde.

Biz
mi yapacağız?, “önümüze konanı mı yiyeceğiz” mücadelesini vermek varken,
arkadaşlar Kurultay içinde Kurultay gündemi türeterek “Gerçek Gündem’i”
gözlerden kaçırmakta, saptırmakta ve karartmaktalar,

Mevlâ
onlara akıl, izan, bize de sabır versin.

Şu
hale nazaran;

Kendinizi o köyün
nesi olarak hissediyorsunuz?

Facebook Twitter Email
Yazar : Yalçın Koçak

Yorum Yazarken;

Doğruluğu şüphe uyandıran bilgilere ait yorumlar insiyatif kapsamında yayınlanmayacaktır.

Yorum yazın

Yorum yazarken şu HTML kodlarını kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bir Dünya Gücü Türkiye Rüyası