AnasayfaKoçaklama › Lozan Cumhuriyeti…

Lozan Cumhuriyeti…

Türkiye Cumhuriyetinin 90. Yıl dönümü kutlanırken, biz eski ve hasta bir dostu ziyaret maksadıyla İsviçre Lozan’daydık, Montrö’deydik. 90 yıl önce de burada bir hasta adamın yaşam savaşı vardı, acıları, ıstırapları, doğmamışlarına biçilen roller vardı.

Oradan gördüklerimizi, acılarımızı ve hissettiklerimizi sizinle yorumsuz paylaşalım istedik.

23 Nisan 1920′de Ankara’da açılan meclis, bugün hala iş başında olan TBMM ise; kurulan devlet Türkiye ise, 29 Ekim 1923′de idari rejim olarak ilan edilen Cumhuriyet/muhtariyet  (yani halkın kendi iradesi ile idaresini tayin ise), Biz bugün olmayan bir şeyimi kutluyoruz? Niye diktatörya diyoruz veya niye rey istemeye gelene icazetin var mı? Diye soruyoruz. Aslında her şeyi gayet iyi biliyoruz. O zaman niye susuyoruz, bilmeze yatıyoruz.

Lozan üniversitesinde 24 Temmuz 1923′de eski devletimizin narkozsuz ameliyatla parçalanmış, sınırları cetvellerle çizilmiş coğrafyasında bize de 800 bin kilometre kare ve sınırlarında; uzaktan kumandaları ellerinde olan 20 problemle bir vatan  bıraktılar, borç bıraktılar, açlık, sefalet, hastalık, ayrılık, hasret bıraktılar.

Ne diyordu o günlerde Gazi Kemal; Ya elli sene sabır edeceğiz, ya da yetmiş milyon olana kadar bekleyeceğiz. Sağlığında şartlar oluştu, fırsat buldu, Hatay’ı ilhak etti, Kıbrıs vasiyetini bilen Ecevit Kıbrıs’ı aldı, peki ya Egede ki adalar, Batı Trakya, doğduğum yer dediği Selanik?. Ya Musul, Kerkük. Beyler iki şartı da aştık, zamanı geçiriyoruz. Demir tavında dövülür.

Bağıranlar, sebepsiz mi bağırıyor. Lozan’da ipler koptuğunda itilaf devletleri denilen düveli muazzama içindeki Rusya bu anlaşma olmaz da savaşa devam edilecek olursa Türkiye’nin safında yer alacağını belirtmemiş olsaydı, kesilen görüşmelere 2. Kez başlanmazdı. Neyi, ne ye, ne kadar borçlu olduğumuzu da bilelim. 1938 Möntrö’de de aynı olmuş Boğazların bağımsız bir komisyona bırakılmasını isteyenlerin teklifini Rusya kabul etmeyince, Türk tezi kabul edilmiştir. (aslında Boğazlar ve İstanbul biz Türklere emaneten bırakılmıştır) İstanbul’un millileştirme operasyonu Mustafa Kemal’le başlamış Menderes ile devam etmiştir. (İstanbul’un taşı toprağı altın, göçü özendirici fevkalade bir slogandı.) Her ikisine de bedeli çok ağır ödetilmiştir.

Birinci meclisi yazan ve konusunda tek eser olan Ahmet Demirel’in, iletişim yayınlarından çıkan “Birinci Mecliste Muhalefet-ikinci grup “Kitabı bu karanlık ve muharref tarihe ışık tutacak vesikalar sunuyor.

Kabul eden var, etmeyen var; Lozan’da dahi Patrikhanenin İstanbul dışına çıkarılması gündeminde; Fransız delegesinin, İsmet Paşaya Hilafetten dahi eski bir müessesedir sözüyle, ricasıyla kurtulan patrikhane, halen bize sıkıntı verecek yerde hem de kapalı kapısıyla dururken, bu gün eski sıfat ve haklarını istiyor.

Benim Batı Trakyalım ekonomik izolasyona tabi tutulmuş, açık ceza evi hayatı sürerken, onun kayıp hakları, hukuku ile kimse adam gibi ilgilenmezde; ilgileniyor muş gibi yaparak kandıran, uyutan, avutan, işi ve olayı soğutanlara HU diyelim, HU.

Hilafetin İslam coğrafyasında ki gücünü en iyi bilen İngilizler tarafından olmazsa, olmaz kriter konulan Hilafetin halli 3 Mart 1924, TBMM tarafından 18 Kasım 1922 de son halife seçtiği ve 1 yıl 3 ay halifelik yapan Abdülmecit Efendinin aslında hazır oturma düzeni ve davetliler listesiyle belirlenmiş ve bizim Elhamra sinema salonunun ikizinde Ankara’dan gelen Halife unvanının geri alındığına dair kararı protesto etmek üzere İslam alemini burada bir konferansa davet ettiğini ve bu davetin İngilizler tarafından sabote edildiğini ve bu yerin de Montrö olduğunu kaçımız biliyor.

İstanbul’dan kalkan Orient Ekspres Bizim coğrafyadan sonra Montrö’ye geliyor. Lozan gölü kenarında ki bu kantonun bayrağında da ayyıdız birlikteler, ikinci enteresanlık; Teşvikiye ile Maçka arasında İstanbul karargahı olan Gül ve Haç örgütünün de merkezi göle ve şehre hakim bir tepenin üzerinde, o tren yolunun gittiği bütün ülkeleri izliyor. İçinden yedi tane daha hizmetkar gizli örgüt çıkarmış, kurumlarıysa saymakla bitmez, sayfa yetmez.

Halifelik siyasal bir makam, güneş batmayan bir kötülükler imparatorluğunun önünde sömürücülere (Globalizm) engel koyabilecek elimizde ki tek siyasal güç, en azından nasıl kaybettiğimizi bilelim. Kopenhag kriterleri gibi, Mastricht kriterleri gibi, Lozan kriterlerine de geçmişte  (naçar) evet dedirtildiğimizi bilelim, sadece bilelim bu kadarı bize yeter.

Fırsatlar artıyor, Şartlar oluşuyor.

Biz mi yapalım? Onların kervanına mı katılalım?

10 Kasım geliyor, Gazi’nin vasiyetini bir dinleyelim.

Facebook Twitter Email
Yazar : Yalçın Koçak

Yorum Yazarken;

Doğruluğu şüphe uyandıran bilgilere ait yorumlar insiyatif kapsamında yayınlanmayacaktır.

Yorum yazın

Yorum yazarken şu HTML kodlarını kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bir Dünya Gücü Türkiye Rüyası