AnasayfaSiyaset › Meriç neden taşsın!

Meriç neden taşsın!

YALÇIN BAYER 15.03.2006



Edirne yılda üç kez sular altında kalıyor, biz ise bir çözüm üretemiyoruz.

İşte ayakları yere basan projeler:
MERİÇ Nehri’nin son günlerdeki taşkınları, Edirne’ye afet yaşatıyor.Tarım alanları, özellikle çeltik tarlaları sular altında kalıyor; büyük hasarla karşılaşılıyor.
Bulgaristan’da yağış rejimi mi değişti? Nereden geliyor bu feyezan (taşkın)?

Yoksa buna Meriç’in yatağının ’çamur’la dolması neden olmasın.Aslında çamur değil ’Hazine’ demek gerekiyor.

Aşağıda bu konuyu açacağız.

Ama önce dün bizi telefonla arayan inşaat mühendisi ve eski siyasetçi Yalçın Koçak,

 

Edirne’deki su baskınlarını TV’lerde görünce, ayrıca İstanbul’daki olası depremin tahribatını göz önüne alınca isyan ettiğini söylüyor.

 

“Bakınız ben 1967 ve 1999 Adapazarı depremlerini yaşamış biri olarak, sorunların çözümü için ülkemin fotoğrafını niye bir bütün olarak göremeyiz diye düşünürüm. Şu Meriç, son 30-40 yıldır taşar; binlerce dönüm arazi sular altında kalır. Tarihi eserlerimiz perişan olur; milyonlarca dolar zarar meydana gelir. Yazları ise sığlaşan yatakta su kalmaz; bu kez çeltik alanlarını sulamak için Bulgaristan’dan para ile su alırız.”

 

Peki çözüm!

 

MERİÇ’İN KUM-ÇAKILI

 

 

Koçak ilginç bir öneride bulunuyor:

 

“Dere yataklarını ıslah etmek, tarım alanlarını sulamak devletin başlıca görevlerinden biri değil

“Dere yataklarını ıslah etmek, tarım alanlarını sulamak devletin başlıca görevlerinden biri değil

midir? Meriç’in yatağı yıllardır temizlenmiyor. Bu, fotoğrafın bütününü gören bir beynin işidir.

150 kilometreyi bulan Meriç’in yatağında ’granülometri’ malzeme diye bilinen harika sayılabilecek kum ve çakıl bulunmaktadır. Suyu görenler, suyun altını görmezlerse sel de olur, taşkın da…

 

İstanbul’da depreme dayanıklı konut üretebilmek için bu malzemeye şiddetle ihtiyaç vardır. Bu malzeme ’dere kumu’ olduğundan kaliteli beton dökümünde en gerekli malzemedir. Deprem yönetmeliğine de uygundur. Devletin bir görevi de, sağlam inşaat yaptırmaktır.

 

İSTANBUL-EDİRNE SU YOLU NEDEN OLMASIN

 

Bilir misiniz, Meriç Nehri’nin Edirne Köprübaşı kesiminde kurulu eski bir iskele vardır.

 
 
 
 

 

 

Geçmişte yandan çarklı teknelerin, İstanbul’dan Çanakkale Boğazı’nı geçip Saroz’dan Meriç’e girip Edirne’ye gidip geldikleri bilinir.
Vurgulamak istediğim; Meriç’in yatağı temizlenip bu malzemenin İstanbul’a taşınmasıdır. Dağdan, ormandan, tarladan kum-çakıl çıkarılarak İstanbul’un ekolojisi perişan ediliyor, biz ise seyrediyoruz. Bunu değerlendirmek zor bir iş değildir; yeter ki bir proje geliştirilsin.

 

Peki bu projenin kaynağı nereden sağlanabilir?

 

TRAKYA’YA BORU HATTI

 

Yalçın Koçak’ın, bu bağlamda geliştirdiği daha birçok proje var; finans kaynakları da içerisinde…



Bunlardan biri boru hattı inşası…

 

 

 

 

 

Bunlardan biri boru hattı inşası…


 


Koçak bakın neler söylüyor:

Rusya, Boğazlara bağımlılığını azaltmak için çeşitli yollar deniyor. Eski Varşova Paktı ülkelerini de bir boru hattı marifetiyle kendisine yakın tutmaya çalışıyor. Akıllı Putin, Rus Çarı Deli Petro’nun Panslavizm’ini, yani ’sıcak denizlere inme’ niyetlerini yeraltından, bu güzergáhta bir petrol boru hattıyla Balkanlar’da gerçekleştirmek istiyor.
Bulgaristan ve Yunanistan’dan geçecek petrol ve gaz boru hatlarıyla Boğazları by-pass ederek Avrupa’nın enerji piyasasına hákim olmayı, siyasette ve diplomaside bu gücü kullanmayı amaçlıyor. Biz daha ucuz ve daha rasyonel olabilecek Trakya topraklarında Karadeniz’den Ege’ye inen bir petrol boru hattını neden yapmayalım?

 

 

Ülkemizden Rus petrolünün geçişini kontrol ettiğimiz müddetçe de ’Mavi Akım’dan doğal gaz akıtılacağından daha emin oluruz o zaman. Yoksa Ruslar, Aleksandrapolis (Dedeağaç)-Burgas hattını yaparsa ’yanarız!

 

Çözüm mü?

 

KEMERBURGAZ VE ENEZ’DE LİMAN

 

 

Kemerburgaz’a giderseniz; Cemil Ökten’in (Milten) deniz sahasında içerisinde kömür

 

 

 

çıkartmak için
“-22″ kotuna kadar inilmiş, adeta ’iç limana’ dönüşmüş bir hafriyat alanı görürsünüz. Bu bir anlamda, Hazine mülkiyetli sıfır maliyetli bir dolum limanının hazır olması demektir.

 

Öneri projem şudur:
Meriç’in Enez deltasında Yunanlılarla ortak bir petrol boşaltma limanı yapılır.
Meriç, Edirne’den Enez’deki denize kadar ıslah edilir. Kum-çakılı deniz yoluyla İstanbul’agetirilip pazarlanır. İnşaatçılar bu kuma göbek atarlar. Sağlanan bu kaynakla Kemerburgaz-Enez arasına bir petrol boru hattı inşa edilir.

 

Evet… Edirne’yi selden, Boğazları ve Marmara’yı petrol gemilerinden ve kirlilikten, üreticiyi susuzluktan, doğal gazı kesilmekten kurtarırız; kanal taşımacılığı ile Bulgaristan’ı ve Edirne’yi Akdeniz’e bağlarız ve İstanbul’da olası depreme karşı sağlam malzemeyle inşaat yaparız.”
Alın size Trakya’nın ’beşibirlik’ projesi. Çözüm arayanlara akıl bedava; kaynağı da içinde.
BASINDAN…

4 Mart 2007

Minik Dilara kimin kurbanı?

 

İstanbul Bahçelievler’de açık olan kanalizasyon bacasından aşağı düşerek hayatını kaybeden minik Dilara Dumrul’un trajik ölümü, Türkiye’yi sarstı. Gazeteler, TV’ler, internet siteleri ve radyolar, Dilara’nın ölümünü günlerdir birinci haber olarak duyuruyor.
Ancak ne yazık ki; birkaç istisna dışında, haberlerin birçoğu, yine yüzeysel olarak ele alınıyor. Halbuki, Dilara’nın ölümünden çıkarılacak koca bir ders var: Hayatlarımız, özelleştirme politikalarının acımasızlığına ve kar hırsına emanet edilmiş durumda.
Dilara’nın ölümünün ardından birkaç gazetecinin derinlemesine ele aldığı ilişkiler, yukarıda çizdiğimiz tablonun parçalarını bir araya getiriyor. Bu tablo, AKP Genel Başkanlığı’ndan, İSKİ’ye uzanıyor. Oradan da Birlik Vakfı, MVM İnşaat ve Güntek Mühendislik Şirketi’ne…

İsmini saydığımız bu kurumları yanyana koyduğunuzda, AKP’nin fütursuzca yaptığı kadrolaşmanın, daha hangi canları nerelerde alacağının ipuçları da ortaya çıkıyor.

O halde, hem tarihe not düşmek, hem de başımıza gelenlerin sebeplerini anlayabilmek için Birlik Vakfı’ndan başlayalım: Birlik Vakfı, 1960′lı yılların sonunda, sosyalist ve sol hareketin karşısına çıkartılan Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) bir ardılı. MTTB, bugün sağdaki kadroların yetiştiği, milliyetçi-muhafazakar isimlerin teorik eğitimlerini aldığı, örgütlendiği ve politika yaptığı bir oluşum.

Dönemin MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’la sıkı ilişkileri olan oluşum, partiye “kadro” kazandıran bir işlev de görüyordu. MTTB, misyonunu tamamladığı için, yerini Birlik Vakfı’na bıraktı.

Birlik Vakfı, MTTB kadar etkin olmasa da geçmişten aldığı birikimle, Türk siyasi hayatına yön vermeye devam etti. Bunu yaparken, mali altyapısını oluşturmayı da ihmal etmedi. Öyle ki; Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’yken, vakfa yakın işadamları, birçok ihale aldı. Buralardan kazanılan paraların önemli kısmı, Birlik Vakfı’na aktarıldı.

Erdoğan’la vakfın yakınlaştığını gören Necmettin Erbakan, bu “etkin güç”ü kaybetmemek için, kabinesine Birlik Vakfı Başkanı İsmail Kahraman’ı da katmak zorunda kaldı. Kahraman, 1996′da, Kültür Bakanı koltuğunda oturuyor, kabinede vakfı temsil ediyordu. Ancak Erbakan’ın Kahraman’ı bakan yapması da yeterli olmadı.

Vakıf, Refah Partisi’nde yaşanan ayrışmada Recep Tayyip Erdoğan’ın safında yer aldı. Erdoğan parti kurma hazırlığındayken de vakfa yakın işadamları mali altyapının oluşturulmasında ellerinden geleni yaptı. Böylece, AKP daha kurulurken, Birlik Vakfı’nın olanaklarından sonuna kadar yararlandı.

Aslında resmin buraya kadar olan yanı bile, minik Dilara’nın ölümüne giden yolu göstermesi açısından yeterli. Ancak biz yine de resmi tamamlayacak parçaları yan yana koyalım.

Birlik Vakfı, İstanbul’da Erdoğan’la, Ankara’da ise Melih Gökçek’le ittifak kurdu. Birlik Vakfı’na yakın şirketler, Ankara’nın doğalgaz sayaçlarını okuma işlerini bile aldı. Birlik Vakfı’nın ticari alandaki önlenemez yükselişi, “muhafazakar” olarak tabir edilen çevrelerde sıkıntı yaratmaya da başladı. Bu sıkıntıyı yaşayan isimlerden biri de İSKİ Genel Müdürü Dursun Ali Çodur’du.

Çodur, Ali Müfit Gürtuna’nın başkanlığı döneminde, daire başkanlığından genel müdürlüğe getirilmiş bir isimdi. Geçmişi, MTTB’ye dayanıyor, ancak ümmetçilikten çok, milliyetçiliğe yakın bir çizgide duruyordu. Bu yüzden de “muhafazakarlar”la dönem dönem ters düşüyordu.

Hatta bu yüzden, AKP’li Kadir Topbaş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandığında, ilk iş olarak istifa dilekçesini yazmış, Topbaş’a teslim etmişti. Çodur, yeni başkan Topbaş’a, “Benimle çalışmak istemediğiniz taktirde, dilekçemi hemen işleme koyabilirsiniz” demişti.

Topbaş ise “kadrolaşma görüntüsü vermemek” için, çalışmak istemediği Çodur’u yerinde tutmayı tercih etmişti. İSKİ Genel Müdürü Çodur, Topbaş’ın kendisini görevden almayacağını düşündüğü için, Büyükşehir Belediye Başkanı’na yeni bir ihale sistemi de önermişti. “Kayırmacılığı” ve “suistimali” önleyeceğini düşündüğü ihale sistemi, Birlik Vakfı’nca duyulunca, huzursuzluk da artmaya başladı.

Birlik Vakfı yöneticileri, bu rahatsızlıklarını en üst düzeyde dile getirdi. Çodur, rahatsızlığın arttığını görünce, istifa dilekçesini güncelledi ve yeniden Topbaş’a sundu. Topbaş, dilekçeyi işleme koyacakken, son anda vazgeçti. Bunda, Çodur’un MTTB’de uzun yıllar hizmet etmesinin ve Erdoğan Ailesi’nin bir kısmına yakın olmasanın etkili olduğu iddia edildi. Ancak Çodur, artık “kara liste”ye çoktan girmişti. Büyükşehir Belediyesi üst düzey yönetimi Çodur’la olan ilişkilerini son altı aydır tamamen kesmişti. Öyle ki; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geride bıraktığımız günlerde, Kanal 7′de yayımlanan İskele-Sancak programını izlerken sinirlenmiş, “kara liste”deki Dursun Ali Çodur’u aramıştı.

Bunun sebebi ise şuydu:

Kadir Topbaş, programda İstanbul’un su sorununa ilişkin bir soruyu yanıtlarken, “Yeni bir projemiz var. Bulgaristan’dan su getiriyoruz” dedi. Bunun üzerine, programa katılan Hürriyet Gazetesi Yazarı Yalçın Bayer esprili bir şekilde, “Sayın Topbaş, o bahsettiğiniz projenin mimarı ben ve eski Milletvekili Yalçın Koçak’tır. Patenti de bizdedir” ifadesini kullandı. İşte bu sözler, Erdoğan’ı çok kızdırdı.

Program esnasında Çodur’u arayan Erdoğan, “Başkan projelerimizi neden savunamıyor. Neden düzügün anlatamıyor, bilgilendirmiyor musunuz?” diye sordu. Çodur ise, “Sayın Topbaş anlatmaya çalışıyor” mealinde sözler etti.

Zaten bu konuşma, Çodur’un artık gözden çıkartıldığının ifadesiydi. Çünkü; Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da olmasına rağmen, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın hangi sözü söyleyip hangi sözü söylemeyeceğini bile belirliyordu. İSKİ Genel Müdürü Çodur ise, bir bürokrat gibi davranmayı tercih ediyordu. Bu yüzden de Topbaş’a müdahele etmeyi düşünmüyordu. Zira, etmek istese bile, Başbakan’dan kendisine sıra gelmezdi!

Yukarıda ortaya koyduğumuz resim, Çodur’un zaten İSKİ’den uzaklaştırılacağını kanıtlıyor. Minik Dilara’nın ölümü ise, hem Topbaş’ın, hem Erdoğan’ın işini kolaylaştırdı. Görevden uzaklaştırmak istedikleri Çodur’u koltuğundan ederek, siyasi sorumluluk da üstlenilmemiş oldu.

Dursun Ali Çodur görevden alındı, gerçeklerin üstü örtüldü, daha önce iki kez verilen istifa dilekçesinden ise bahsedilmedi. Peki, Çodur’un görevden el çektirilmesiyle, Birlik Vakfı’ndan MVM’ye, oradan da taşeron Güntek Mühendislik’e emanet edilen canlarımız garantiye mi alındı?

Bu sorunun cevabını, kuşkusuz Birlik Vakfı’na ve uzantılarına ayrıcalık sağlayan Başbakan Erdoğan vermeli.

Tabii, “Rögar kapaklarını çalıyorlar, o yüzden beton koyuyoruz, onu da kamyon kırıyor” diyen bir zihniyetin insafına terk edilmek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı vicdanen rahatsız ediyorsa… Ancak, sanırız etmiyor. Eğer etmiş olsaydı, 15 milyonluk İstanbul, neo-liberal politikaların sonucu olan özelleştirmelerin insafına terk edilmezdi.

Bakmayın siz Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın anne Songül Dumrul’u arayıp ”Görüntüleri izlerken yüreğim burkuluyor” demesine… Başbakan cinayete çok üzülüyorsa, işe Kadir Topbaş’ı görevden almakla başlamalı. Çünkü; Birlik Vakfı ve MVM adlı şirketin avukatının, aynı zamanda Topbaş’ın avukatı da olması bile tek başına yeterli bir sebeptir.

Bu ilişki ağı, Başbakan’ı bile etkisiz hale getirir. Bu ilişkilerin adı, “2. İSKİ Skandalı”dır. Minik Dilara da işte bu sistemin son kurbanıdır. Dilara’nın gerçek katilleri, “Tarikat, Ticaret ve Siyaset” üçlüsüdür. Gerisi laf-ı güzaftır, yani boş sözdür…

Barış YARKADAŞ

Facebook Twitter Email
Yazar : Yalçın Koçak

Yorum Yazarken;

Doğruluğu şüphe uyandıran bilgilere ait yorumlar insiyatif kapsamında yayınlanmayacaktır.

Yorum yazın

Yorum yazarken şu HTML kodlarını kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bir Dünya Gücü Türkiye Rüyası