AnasayfaEğitim › VAKİT TAMAM

VAKİT TAMAM

Haziran 2011’de “Vakit Geldi” adlı bir yazı dökülmüştü
kalemimizden. Önünde millî


yazıp da kesinlikle millî
olmayan iki bakanlığımızın millîleştirilmesini
istemiş idik Sayın Başbakanımızdan.

Birisi; erat’ından, askerinden başka millîsi olmayan, millîsi “gönüllü, bedelsiz gücü”
olmayan kesinlikle defansif “içe kapanık” ordumuz.

Diğeri de sistemi tamamen yabancılarca empoze edilen ve
kesinlikle arif yetiştirmeyen marif sistemimiz idi.

Her iki bakanlıkta da bakanlar değişti, yeni bir şeyler
oluyor, iyi şeyler oluyor, bu değişimler millî ellerde transforme olur. Enerji verir, sinerji yaratır.
Akılsız ya da iş bilmez art niyetli ellerde dejenere olur, içinden çıkılmaz bir
hal alır. Sonra bir delinin attığı taşı kırk akıllının çıkaramadığı yere gelinir.

1945 Yalta Konferansı sonrası eğitimimizi Fulbright
komisyonuna bırakmışız, savunmayı da NATO’ya. O günden bu güne bize sosyoloji
okutmamışlar, doğru tarih yazmamışlar ve de ilimleri noksan öğretmişler. Nasıl
ki köy enstitüleri doğru proje idiyse, yanlış ellerde genç kızların
göğüslerinde şarap içiliyor dedikodularına sebep olması nedenleriyle
kapattırılmış, “ yazık da olmuştur”, öğretmen yetiştiren sayılı okul tahrip
edilmiş, sonra da öğretmen diye Barış Gönüllüleri gönderilmiştir.

Yani; siz uçak yapmayın, biz verelim.

Demiryolu yapmayın, karayolunuza araç verelim.

Öğretmen de yetiştirmeyin, onu da biz gönderelim.

Okyanus ötesi iki sene önce 40 bin Türk öğretmen işe
alındı, bir yerlerde yetiştiriyor bile.

Yazdık, haykırdık, Sultan Galiyevi andık, Cemil Meriç’i
döktürdük.

Batıdan gelen soğuk hava dahi Türkiye’de milyonların
hastalığına neden oluyor.

Batıdan gelen ilmi, fikri, zikri sorgulamalıyız.

Batının kakaladığı Avrasyacılığımız, Türk-İslam
sentezimiz Millî ellerce,
beyinlerce yazılmış, millîleşmiş
projeler olmalıdır dedik ve diyoruz da.

Obskürantizm (karanlıkçılık – bilmesinlercilik)
heyulasından ancak millî
eğitimle kurtuluruz.

Eğitilmiş ve disipline edilmiş Anadolu insanı “made in
Germany”de hissedardır. İşte, Alman meslektaşımız böyle söylüyor. Biz de
öğretilerimizi sorgulamalıyız, tarihi yeniden yazmalıyız, maneviyatımıza sahip
çıkmalıyız. Yapacaksak ve yapmamız gerekiyorsa bugün Devlet Milliyetçiliği
yapmalıyız.

Dünyadaki son Maturidi itikatlı devlet biz kaldık,
taklitçi Eşariler onu da yok etmek istemektedirler.

Arkalarındaki Toynbee’ci zihniyet ve mahfeler böyle
istiyor.

Selefisi, Vahabisi, Şiası kem gözlerle bakıyor Anadolu
insanına (hem hasret hem nefretle)  ve
tabii içeride de bir sürü tarftar din adına.

Gelecek yıl Lozan’ın 90. yılı olacak, 11.
Cumhurbaşkanımızın görev süresi dolacak, yeni anayasa baskıları artıyor,
artacak.

Batı suratlı, Batı sıfatlı adamlarla mı, yoksa şer
cephesinin uzantılarıyla mı bunları aşacağız? Aslında her ikisinin de aynı
merkezden yönetildiği o kadar ayan beyan belli oluyor ki; gören göz, yazan
kalem lazımdır.

Toynbee diyor ki: Ben 22 medeniyet ile başladım, 6 ile
bıraktım. Huntington da ‘ben onun talebesiyim’ diyor.

Şimdi 4+4+4. Kalem elinde olan da, iktidar da, muhalefet
de, AKIL’la bu işleri çözmeye mecburdurlar.

İslam peygamberi Muhammed Mustafa da

Anadolu Halaskârı
Gazi Mustafa da öyle yapmışlardı.

Biz de öyle yapmalıyız.

Milletimizi ve Devletimizi AKIL’la kurtarmalıyız.

Facebook Twitter Email
Yazar : Yalçın Koçak

Yorum Yazarken;

Doğruluğu şüphe uyandıran bilgilere ait yorumlar insiyatif kapsamında yayınlanmayacaktır.

Yorum yazın

Yorum yazarken şu HTML kodlarını kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bir Dünya Gücü Türkiye Rüyası